30 Ağustos Zaferi’nin bilinmeyen insani bir tarafı

30.08.2022
188
30 Ağustos Zaferi’nin bilinmeyen insani bir tarafı

30 Ağustos Zaferi’nin bilinmeyen insani bir tarafı:
Bir başkumandan hayâl edin: Bir taraftan işgal edilmiş memleketini düşman çizmelerinden kurtarabilmek için çok yakında başlatacağı ölüm-kalım taarruzunun hazırlıkları ile meşgul olsun ama bir taraftan da geride bırakmaya mecbur kaldığı hasta annesini düşünsün…

Bugün 100. yıldönümünü kutladığımız Büyük Taarruz’un muzaffer kumandanı Mustafa Kemal Paşa, 1922 Temmuz’undan itibaren işte bu düşünceler içerisinde idi!

30 Ağustos zaferinin üzerinden geçen bir asır boyunca büyük zafer hakkında kütüphaneler dolusu kitaplar yazıldı ve muzaffer kumandanının, yani Mustafa Kemal Paşa’nın askerî dehası üzerine hemen herşey söylendi. Ama o muzaffer kumandanın vatanını kurtarmaya çalıştığı Büyük Taarruz günlerinde, Ankara’da hasta yatağında bıraktığı annesini de hatırından çıkartmadığı ve cephedeki en dağdağalı günlerde bile Zübeyde Hanım’ın sağlığı hakkında Ankara ile yazışmalar yaptığı pek bilinmedi…
Arşivlerimizde bu büyük kadın, yani Zübeyde Hanım ile ilgili birhayli evrak vardır, bunların bir kısmı anne ile oğlu arasındaki doğrudan yazışmalardır ama sözkonusu evrakın birkaçı dışında şimdiye kadar nerede ise hemen hiçbiri maalesef neşredilmemiştir!

Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Taaruz günlerinde annesinin sıhhati ile nasıl yakından alâkadar olduğunu gösteren belgeler şimdi Cumhurbaşkanlığı Arşivi’ndeki Atatürk evrakı arasındadır ve Ankara ile cephe arasında yapılmış olan sözkonusu yazışmaların tamamı şifreli telgraflardır.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu arşivde araştırma yapabilmem için verdiği izin ve Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı azîz dostum Muhammet Safi’nin her zamanki unutulmaz yardımları sayesinde temin ettiğim yazışmalardan bazılarını büyük zaferimizin yüzüncü yıldönümü vesilesi ile burada yayınlıyorum…

ANKARA’DA HERKES TENBİHLİ İDİ…
Paşa, 21 Temmuz 1922’de hasta yatağında yatan annesine veda ederek Akşehir’deki Batı Cephesi Karargâhı’na gitmek üzere Ankara’dan ayrılmış ve iki gün sonra o senelerde Ankara’ya, şimdi Eskişehir’e bağlı olan Biçer köyünden geçerken Zübeyde Hanım’a bir telgraf yollamıştı. “Valideme mahsustur” diye başlayan şifreli telgrafta seyahati hakkında bilgi veriyor, “Bu sabah Biçer’e vâsıl olduk (ulaştık). Sıhhatiniz nasıldır? Ellerinizden öperim” diyordu.
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’dan önceki haftalarda cepheye giderken ve Büyük Taarruz günlerinde Ankara’daki yakınlarına ve Çankaya personeline annesinin sağlığı hakkında kendisine devamlı şekilde bilgi göndermeleri talimatını vermişti.

Paşa o sırada başkumandanlığın yanısıra Meclis’in de başkanı idi ve Meclis’teki Özel Kalem Müdürü Hayati Bey, 26 Temmuz’da o sırada Konya’da bulunan Paşa’ya gönderdiği telgrafta annesinin sağlığının günden güne düzelmeye başladığı müjdesini veriyordu ve telgrafta Fikriye Hanım’dan da bahis vardı:
“Valide-i muhteremeleri hanımefendi hazretlerinin ahvâl-i sıhhiyelerinin (sağlık durumlarının) azimet-i devletleri esnasındakinden (ayrıldığınız andan) lehülhamd pek çok iyi olduğunu ve günden güne daha iyileşmekte bulunduğunu ve itina ile devam eden müdâvât (bakım) neticesinde kalp nahiyesindeki ağrıların da nâdiren ve hafif olmak üzere azaldığını arzederim. Zât-ı devletlerinin gözlerini öptüklerinin ve kendileri iyi olduklarından merak buyurmamanızın arzedilmesini irade buyurmuşlardır (emretmişlerdir). Fikriye Hanımefendi’nin de rahatsızlıklarının mucib-i merak (merak gerektirecek) bir halde olmadığı mâruzdur (arzolunur) efendimiz”.
Aynı gün, Ankara Kumandanı Binbaşı Fuad Bey de Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf göndermiş ve “Validenin sıhhati iyidir. Her gün ve gece etrafına toplanarak isabetli hikâyelerini dinliyoruz. Zât-ı devletlerinden uzak bulunmaktan başka bir teessürümüz yoktur. …Ellerinizden öperim büyük Paşam” diye yazmıştı.

“ZAFER, HASTAYA İLÂÇ OLDU!”
Mustafa Kemal Paşa 6 Ağustos’ta Ankara’ya döndü, 17 Ağustos’ta yeniden ayrıldı, Büyük Taarruz’u başlatmak için gizli olarak Konya’ya gitti, oradan Akşehir’e geçti ve 21 Ağustos’ta Meclis’teki Kalem Müdürlüğü vasıtası ile annesine yine şifreli bir telgraf gönderdi:
“Muhterem validem hanımefendiye,
Fuat ve Hayati Beyler’den sıhhat ve âfiyetiniz hakkında aldığım malûmattan fevkalâde memnun oldum. Hamdolsun, ben de âfiyetteyim. Dün, İsmet Paşa Hazretleri ile görüşmek üzere Konya’dan Akşehir’e geldim. Kemâl-i hürmetle ellerinizden öper, Fikriye Hanım’a selâm-ı mahsus ederim. Her zaman devam-ı âfiyetinizi cenâb-ı haktan niyaz eylerim. Başkumandan Mustafa Kemal”.
Savaş hazırlıkları gizli tutulduğu için Paşa telgrafında sadece “İsmet Paşa ile görüşmek için Akşehir’e gittiğini” söylüyordu…

Zübeyde Hanım, oğluna hemen ertesi gün, yani 22 Ağustos 1922’de yine telgrafla cevap verdi. Rahatsızlığının gittikçe artmasına rağmen Mustafa’sının içinin rahat olması için “iyiyim” deyip günlük meselelerden bahsediyor, meselâ evlâtlığı Afife Hanım’ın Ankara’ya gelmek üzere olduğunu yazıyordu:
“Evlâdım. Telgrafını aldım. Âfiyet haberinden çok memnun oldum. Midhat’ı gördün mü? Afife gelecek, yoldadır. Merak etme. Ben iyiyim. İsmet Paşa Hazretleri’nin ve senin gözlerinizi öperim evlâdım. Zübeyde”.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin İkinci Başkanı ve meşhur yazar Halide Edip’in kocası olan Dr. Adnan Bey, yani sonraki senelerdeki ismi ile Adnan Adıvar, Zübeyde Hanım’ı doktor olarak sık sık kontrol ediyordu ve aynı gün o da Mustafa Kemal Paşa’ya Zübeyde Hanım hakkında şifreli bir telgraf gönderdi. Adnan Bey “Valide-i muhteremeleri Hanımefendi’yi şimdi gördüm. Ahvâlinde (durumunda) hiçbir tebeddül (değişiklik) olmadığı gibi, evvelkinden nisbeten daha rahat buldum. Arz-ı hürmet ve temenni-i muvaffakiyet eylerim (başarılar dilerim) efendim” diye yazmıştı.
Mustafa Kemal Paşa’nın sonraki günleri, mâlûm, vatanı kurtarmak maksadıyla başlattığı Büyük Taarruz’a ateş hattının en önünde kumanda etmekle geçecek ve zaferden iki gün sonra, 1 Eylül 1922’de annesinden yine Dr. Adnan Bey vasıtası ile haber alacaktı.

Adnan Bey, mektubunda zafer haberinin Zübeyde Hanım’ın hastalığına “ilâç” ve “çare” olduğu müjdesini veriyordu:
“Bu telgrafı valide hanmefendinin yatağının yanında yazıyorum. Kendileriyle beraber hepimiz mesuduz. Sıhhatleri, kazandığınız muzafferiyetten bir kat daha iyileşmiştir. Milletin derdine çaresâz olurken (çare bulurken) bu muhterem kadının hastalığına da devasâz oluyorsunuz (ilâç oluyorsunuz). Yüksek ve değerli kumandanız sayesinde ordularımızın kazandığı zaferlerden dolayı zât-ı devletlerini tebrik etmeyi çok ister ve fakat tasdîden (rahatsız etmekten) korkardım. Bugün aldığımız haberler üzerine valide hanımefendi ile beraber tebriklerimizi arzdan men’-i nefs (nefsim men) edemiyorum. Tazimâtımın (saygılarımın) kabulünü temenni ederim efendim”.

Oğlunun kazandığı zaferler ile daima iftihar eden, bu hissiyatını birçok vesile ile, meselâ “Hakikatli evlâdım” hitabıyla başladığı bir mektubunu “Bahtiyar validen” diye bitirerek gösteren Zübeyde Hanım büyük zaferin ardından sadece dört buçuk ay yaşayabilecek ve hayata 14 Ocak 1923’te İzmir’de veda edecekti.

Murat BARDAKÇI – Habertürk

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: